nükleer enerji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nükleer enerji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Aralık 2010 Pazar

Nükleer Atık

    Nükleer elektrik üretimi esas olarak Uranyum 235 kullanılarak gerçekleştirilmektedir. Az miktarda olsa Plütonyum 239 da kullanılmaktadır. Nükleer santral, çoğu kullanılmış yakıtlarda olmakla beraber radyoaktif fizyon ve aktivite ürünleri vermektedir. Nükleer yakıt çevriminde uranyum aranması ve madenciligi, uranyum cevheri zenginleştirilmesi, nükleer yakıt yapımı, kullanılmış yakıt elemanlarının yeniden islenmesi ve radyoaktif ürünlerin depolanması, nükleer yakıt çevrimi tesislerinin devreden çıkarılması nükleer santrallerde atık kaynaklarıdır.
   Bir nükleer enerji santrali yaklaşık 1000 MW elektrik üretmek için 200 ton Uranyum 235 kullanır. Uranyum 235 dogada sadece yüzde 0,7 oranında bulunur. Bu elementin fazla miktarda çıkarılması, doganın daha fazla tahribi ve çevreye verilecek daha fazla radyoaktif kirlilik anlamı taşımaktadır. Bu bağlamda kirlilikten en fazla etkilenecek kesim uranyum madenlerinde çalışanlar ve maden çevresinde yasayan halk olacaktır. Uranyum madenlerinde çalışan isçilerde yaygın olarak görülen akciğer kanseri bunu ispatlamaktadır. 

18 Aralık 2010 Cumartesi

Dünyanın Halihazırda Nükleer Santral Haritası

Dünya Nükleer Santral Haritası

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumunun 31 Ekim 2005 tarihli raporuna göre dünyada 30 ülkede toplam 442 adet nükleer santral çalışmakta ve dünyanın yüzde 17 elektriğini karşılamaktadır. Halen faal durumda olan, devre dışı bırakılan, nükleer enerjiyi tamamen enerji programlarından çıkaran ve plan asamasında iptal yada askıya alınan bu santrallerin ülkelere göre dağılımı aşağıda verilmiştir:

Nükleer Enerji Santrallerinin Dünyaya Yayılma Süreci

         1930’lu yıllar basında nükleer teknolojiyle ilgili ilk çalışmalar daha güçlü silahlar üretebilmek amacıyla birçok ülkede başlatıldı. İkinci Dünya Savası sırasında hızlanan araştırmalar İtalyan Fizikçi Enrico Fermi ve arkadaşlarının ABD için ürettikleri; Hirosima’da ve Nagasaki’de kullanılan nükleer silah yaklaşık 200 bin kişinin ölümü ve binlercesinin yaralanmasıyla sonuçlandı.28 Bu dönemden sonra nükleer çalışmalar ağırlıklı olarak askeri alanda nükleer güç ve nükleer enerji yönünde gelişti.

        ABD, 1945’de gerçekleştirdiği Trinity denemesiyle ilk nükleer güç olmuş, ardından, 1952’de İngiltere ile işbirliği içerisinde gerçekleştirdiği Hurricane, 1952’de Mike adını verdigi nükleer denemelerine devam etmiştir.

           Rusya, 1949’da ve 1953’de nükleer denemelerde bulundu. Bu arada Çin de nükleer çalışmalarda diğer ülkeleri tehdit eden güç olmaya başlamıştı. 1953 yılında BM Genel Kurulu’nda “Barış için atom” Programı önerilmiştir. Bu Program ile ülkeler nükleer silahlardan uzak durmaya davet edilmektedir. Bunun karşılığında ise nükleer teknolojinin barışçıl amaçlarla kullanımına yönelik “işbirliği” vaat edilmekteydi. Hatta bu programın takipçisi olarak da “Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu” (IAEA) görevlendirilmişti. Soğuk savaş sebebiyle, 1956 yılında 81 üyenin oybirliği ile onaylanan adı geçen Program islerlik kazanamamıştır.

Radyasyon ve Radyoaktif Maddeler

    Atomlardan dogal olarak veya uyarılma sonucu yayılabilen, girgin (yani maddenin içine nüfuz edebilen) elektromagnetik dalgalar olusmaktadır. Bunlar elektron, proton, nötron vb. gibi tanecikler radyasyon adı altında toplanmaktadır. Yer kabugundaki radyoaktif elementlerin yaydıkları radyasyonlar ve uzayın bosluklarından gelen Kozmik Radyasyonlar dünyada ki dogal radyasyonlardır.Özetle dogal radyasyon, insanların katkısı olmaksızın olusan radyasyondur.
     Dogal Radyasyon Banyosu’nun insana yükledigi yıllık radyasyon dozu yeryüzündeki bir yerden bir yere ve denizden yükseklige baglı olarak degisiklikler gösterir.9 Örnegin, stanbul’da 0,66 msv/yıl’dır. (msv: milisivert, radyasyon dozunu ifade etmek için kullanılan bir birimdir.) Çevre radyasyonu ise, dogal radyasyon dozuna eklenen televizyon ve bilgisayar ekranlarından, toryum içeren fitillerden, radyoaktif fosfordan yayınlanan radyasyonlarla, nükleer bomba denemelerinden ve nükleer faaliyetlerden kaynaklı radyasyonlardır. Radyasyonun canlılar üzerindeki etkisi “rem” birimi ile ifade edilir. Bu, X ve gama ısınlarının geçtikleri ortamda meydana getirdikleri iyonlasmanın bir ölçüsüdür. 5 ve daha küçük degerler izafi olarak küçük radyasyon, gözlenebilir bir etkisi olmamakla birlikte 25 rem büyük radyasyon sayılır. 50 rem’lik dozajlarda özelliklerinin degistigi, 300-500 rem’lik dozlarda doktor müdahalesi olmaksızın yasama sansı olmakla beraber, 650 rem’lik dozların öldürücü oldugu gözlenmistir. Maruz kalınan süre veya dozajın artmasıyasam süresini de etkilemektedir.11 Uluslararası Radyasyondan Korunma Komitesi (ICRP) tarafından, nükleer santrallerde çalısan görevliler için; kabul edilebilir radyasyon esik degeri, 1931 yılında 73 rem ve 1990 yılında da 2 rem olarak belirlenmis, yani yaklasık 36 misli düsürülmüstür. Halk için ise bu esik deger, 1977 yılında kabul edilen 0.5 rem’den, 1990’da 0.1 rem’e düsürülmüstür.12 Daha önce zararsız olarak kabul edilen degerlerin, daha sonra zararlı oldugu anlasılmıs ve bu esik degerler giderek daha da düsürüldügü görülmektedir.

Nükleer Enerji Nedir?

      Nükleer enerji, madde parçalanmasından elde edilen enerjidir. Maddelerin atom çekirdeginin parçalanmasından elde edilen nükleer enerji, çekirdek (nükleer) reaksiyonlarda atomların parçalanmasından baska bu işlemin tersi yani atomların birlesmesinden de enerji meydana gelir.1 Nükleer maddelerden, uranyum, plütonyum gibi büyük atomların parçalanması, hidrojen, trityum gibi küçük atomların birlesmesi seklinde iki farklı olay sonucu nükleer enerji elde edilmektedir. Kararsız yapıda olan agır çekirdekler ise kısa sürede iki küçük çekirdege bölünebilirler. Bu bölünme sırasında bir miktar madde enerjiye dönüsür. Bu sekilde elde edilen enerjiye de nükleer enerji denir.